Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu şu ifadeleri kullandı;
"Aziz milletimiz, geçen haftadan beri bir fon meselesi konuşuyoruz. Hassasiyet gösteriyoruz. Fon meselesi bütün detaylarıyla ortaya çıkana kadar mevzuyu konuşacağız, hatırlatacağız, gündemde tutacağız. Fon meselesi diye konuştukları meselenin bizim meselemiz olmasına sebep olan denetimsizliğin, sorumsuzluğun, hesapsızlığın, utanmazlığın bütün detaylarının ortaya çıkmasını istiyoruz.
Bu süreç içerisinde suistimal eden, sebepsiz zenginleşen, kendi mevkisini, makamını kullanarak bu işlerden çok hudutsuz para kazanan, sonra kazandığı parayı yurt dışına çıkaran, bunların her aşamasıyla ilgili bütün detayları kamuoyunun bilmesi gerektiğine inanıyoruz. Meseleleri doğru konuşmak diye bir sorunumuz vardır bizim. Uzunca zamandır Anahtar Parti, Türk siyasetine meselelerin doğru konuşturamadığı için, konuşmadığı için eleştiride bulunuyor. Hiçbir meselemizi doğru konuşamıyoruz. Hiçbir meselemizi, hiçbir sorunumuzu sorun olmaktan çıkarırken doğru adımları atamıyoruz.
Şimdi bakıyorum, üç beş kişinin üstünde konuşulan, aslında 18,5 milyar dolar büyük bir para, bundan çok daha büyüğünü borsada kaybettik. Bu denetimsizliğe sebep olan, bu hudutsuz zenginlikten, bu nepotizmden, liyakatsizlikten, hesap vermemekten, efendim siyasi nüfuz kullanmaktan neyse, kendi hissesine düşen utanma, hesap verme, yargılanma, efendim milletine mahcup olma, hiçbir şey düşmeyenlerin bizden teşekkür bekler gibi "Parayı iade ettik." falan gibi bir şeyle mevzuyu küçültmelerine de müsaade etmeyeceğiz.
Anahtar Parti olarak süreci takip edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor, efendim AK Parti'nin kurmayları söylüyor. Önüne mikrofon konulanlar konuşuyorlar. Diyorlar ki: "Sonuna kadar kime dayanırsa, kime giderse..." Ama bu arada ilk dayananlar falan serbest bırakılıyor. Yani sözler şöyle: "Kim olursa kime giderse, kime yaslanırsa, kime dayanırsa sonuna kadar gideceğiz." İlk dayananlar serbest bırakılıyor. Nasıl oluyorsa yani. Bütün algoritma böyle çalışıyor.
Mesela "Son terörist işte öldürülünceye kadar" diyorlar ama desene ilk teröristi serbest bırakıyorlar. İlk teröristi serbest bırakmaya çalışıyorlar. Bu hükümetin bir pratiği haline geldi. Bizim hükümet bir şeye "sonuna kadar" diyorsa ilk olanlar kaçıyor. İlk sebep olanlar aklanıyor demektir. Böyle bir algoritma çalışmaya başladı.
Şimdi yine bu fon meselesi konuşulmaya başladığında Cumhurbaşkanımız tonlattı, var olsun. Dedi ki "Sonuna kadar kime dokunursa...", dedik ayvayı yedik. İlk ortaya çıkanlar kurtulacak yani, böyledir. Çünkü terörle ilgili de "sonuna kadar" dediler, şimdi Öcalan'ı çıkarmaya karar verdiler. Öcalan'la muhatap oluyorlar. Şimdi fon meselesinde de aynı şey. İlk ismi çıkanlar, ilk ismi kamuoyuna düşenler; kimisi efendim denetim şeyden ifade bile vermemişler, kimisi tedbir kararı konulmuş, hemen tedbir kararı kaldırılmış. Dolayısıyla "sonuna kadar" deyince bu bizimkilerin sonuna kadar ne demek istediklerini biz anlamıyoruz. Ama uygulamalara bakınca endişelerimizi büyüten bir şey var.
Şimdi burada hususi bir şeyi kamuoyuyla paylaşmamız lazım. Hususi olan şey şu: Yahu bu tuzak garibana kurulmuş, millete kurulmuş, milletin kendisine kurulmuş. Yani fakir sofralarında oturarak başlamış bir iktidar, kimsesizlerin kimiyim diye yola çıkmış bir iktidar, kimsesizlerin dolandırıldığı bir sürecin içerisinde mevzuyu örtmeye çalışıyor şu anda. Açın sonuna kadar, bütün listeyi yayınlayın. Kim varsa, kime dokunuyorsa, sizin partinizden varsa sizin, hangi partiden varsa, kim bu işlere heves etmişse, milletin hizmetini göreceğiz diye geldikleri makamlarda para kazanma şehvetine kalbini kaptırmış, nüfuz imkanlarını bu para kazanma organizasyonu için kullanmış kimimiz varsa; bakansa, bakan yardımcısıysa, bürokratsa, siyasetçiyse ne varsa, Cumhurbaşkanlığı'nın gölgesindeyse, Cumhurbaşkanlığı'nın gölgesine sığınarak yapıyorsa ne varsa ortaya çıksın ki sistem mi çalışmıyor, niye çalışmadı? Denetim mekanizmaları mı çalışmadı, niçin çalışmadı? Sensörler mi kapatıldı, kim kapattı? Para mı kazanıldı, kimin parasını kim kazandı? Hangi hisseleri aldı, ne zaman aldı, parayı aldıktan sonra ne yaptı? Hepsinin detayını görmek istiyoruz.
Çünkü bu konuşulan paralara 1 milyon kişiye ev yapılabiliyor, 17 milyon emekliye aylık 10'ar bin lira para verilebiliyor. Yani o kadar çok çarpanı böyle olan bir maliyetin, bu kadar fakirlik içinde yaşayan memlekette o kadar çok hizmete dönüşebilme imkanı var ki bunların hiçbiri konuşulmuyor. "Efendim, fon meselesini çözeceğiz." diyorsunuz. Peşine borsa var, peşine borsa var efendim. Fonda kaybettiğinizin 4 katını kaybettiğiniz borsa. 4 milyon insan da orada mağdur, bu denetimsizlikten. Bu denetimsizliğe bağlı süreç memleketin varlıklarının erimesine, sermaye transferine sebep oluyor. 30 liradan hisse satanlar, 3 liradan hisse toplamaya başladılar.
Küçük yatırımcının güveni efendim devletedir. Küçük yatırımcı bu şartlarda gelir. Onlara şöyle söyleniyordur muhtemelen fonlarla ilgili: "Bu fonda filanca şöhretli eski bakanımız, bu fonda filanca Sayın Cumhurbaşkanına, AK Parti'ye yakın filanca kıymetli bürokratımız, bu fonda filanca filanca devlet erkanımızdan birileri var." deniyor. Bizim milletimiz devlet erkanının bir yerde olmasını çok sever. Mesela bir yerden arsa alacaksa, o aldığı arsada kooperatife girecekse, o girdiği kooperatifte devlet ricalinden birinin olması "Dolandırılmayacağız" demektir. Devlet ricalinden biri varsa orada dolandırılmayız demektir. Bizim milletimiz devletini sever. Bir okula, mesela daha önce bu FETÖ'cülerle ilgili süreçte de aynı şey yaşanmıştır. Siz devlet olarak kefalet edince millet evlatlarını göndermiştir. Niye? "Yahu devletimiz diyorsa güvenelim." demeyi sever bizim milletimiz. Devletimiz açıyorsa bankaya para yatıralım, devletimiz diyorsa, devletimizin erkanı oradaysa fona girelim, devletimiz diyorsa filanca okula yatıralım, devletimiz diyorsa filanca hisseyi alalım, devletimiz diyorsa filanca kooperatiften üye olalım.
Burada olta haline gelmişler. Olta ne? Yem haline gelmişler. Mekanizma olta olmuş, yem kim? Yem de iktidara yakın bazı şöhretli simaların buralarda olması. Muhtemelen ismi çıkan bakanlarımızın, eski bakanlarımızın şöyle dendiği hisselerdir bunlar: "Filanca bakanımız da burada. Ya bu öyle ailelerin falan mağdur olmasına sebep olmaz. Niye? Aile Bakanımız burada." Bak böyle denmiştir. Pek çok aile akşam evinde konuşurken demişlerdir ki; evde hanımlar böyle çok ihtiyatlıdır beylerin böyle şeyler yapmasına, hanımlar demiştir ki: "Ya bak tedbirli olun bu işlerden, Allah muhafaza elimizdeki 3 kuruşu 5 kuruşu bak kaybedersiniz, ailemiz perişan olur." diye hanımlar uyarınca onlar demişlerdir ki: "Ya olur mu öyle şey ya, Aile Bakanımız burada. Yani Aile Bakanımızın bu kadar ailenin dolandırıldığı bir işten isminin çıkması..." Bunu şimdi mevzu etmeyecek miyiz? Utanmayacak mıyız? Konuşmayacak mıyız? Detaylarını milletle paylaşmayacak mıyız?
"Kime dokunursa..." diyorsa kime dokunduğunu açıklar mısınız? Kime kadara gidiyorsa... Gittiğini biliyorsunuz, listeler tek tek elinizde. Bütün liste, bütün hareketleriyle elinizde. Bütün liste! Kim aldı, kim sattı, hangi değerden girdi, hangi değerden sattı, sattıktan sonra çıktı, çıkardığı parayı nereye götürdü, yatırdı, yatırdığı parayı yurt dışına nasıl kaçırdı, hepsini biliyor.
Tweet atıyoruz, tweet. Bir tweet atılıyor, dakikasında buluyorsunuz adamı, dakikasında. Bu kadar senelik büyük suistimalin, milyarlarca dolar paranın, hareketin nasıl takip edemiyorsunuz? Tweetleri takip eden mekanizmayı SPK ile yer mi değiştirsek acaba? Para hareketlerini takip etseler. Yani bu Bilgi Teknolojileri Kurulu ile SPK yer değiştirsin, teklifimiz. Akşam haberlere düştün diye söylüyorum. Tweetlerin takip edilme hızı, tweetlerin takip edilme dikkati, hükümete yönelik en ufak bir eleştirinin takip edilme ciddiyeti güya, bu milyarlarca dolar milletin parası çalınırken gösterilmiyor mesela. BTK ile SPK yer değiştirsin kardeşim. Böyle bir çözüm sunuyoruz mesela. Çünkü anında takip ediyorlar yani. Biz biraz burada kontrolsüz eleştiride bulunsak hemen buraya gelebiliyorlar. Bir tweet atsanız herhangi bir yerden hemen soruşturma başlatabiliyorlar.
Peki nasıl oluyor da Hazine ve Maliye Bakanı 10 ay önce demiş ki "Bu fonlarla ilgili problem var." 10 ay ne bekliyorsunuz siz? Niçin de beklediniz, kim bekletti sizi? Efendim borsaya girmesi mümkün olmayan şirketlerin borsaya girmesine kim izin verdi kardeşim? Kim izin verdi? Yahut "Ben bunlara izin veremem, bu fon... Bunlar borsaya giremez. Bu şirketlerin mali yapısı borsaya girmeye uygun değildir, ben bunu imzalamam." diyen, sonra istifa eden ya da görevden aldığınız bürokratlar var mıdır, listesini rica edelim lütfen. Bunları da rica edelim lütfen.
E peşine, e borsa 30 liradan hisseleri satmışlar, 3 liradan şimdi alıyorlar. Sermaye piyasaları sadece para kazanmanın değil, faize bulaşmadan faizin biraz üstünde para kazanmak isteyen küçük yatırımcının sığındığı limandır. Şimdi buraya güveni de yıkarsanız, zaten dışarıdan fellik fellik para arıyorsunuz. Bu memlekette sermaye piyasalarına da güveni kaybederseniz siz bu memleketi nasıl yönetmeyi düşünüyorsunuz? Devleti ayakta güven tutar. Güven bilgiyle, şeffaflıkla, hesap verilebilirlikle ancak inşa edilebilir bir şeydir. Hesap vermiyorsunuz, güven vermiyorsunuz, denetlemiyorsunuz. Ne yapacağız sizi biz? Ne yapacağız sizi biz? Yani memleketimizi size ayağa kaldırın diye verdik. En son aile yılında aileler dolandırıldı. Aileleri dolandıranlardan hesap sormuyorsunuz. Nedir bu?
O yüzden fon meselesini sonuna kadar takip edeceğiz. Bu mesele etrafında ahlaksızlık diye gördüğüm şey şu, bunun bilinmesi lazım: Yani siz buradan para kazanmak için girenleri kastediyorum, hudutsuz para kazanmak için girenleri. Yani fonda 1'e 5.000, 1'e 3.000, 1'e 2.500 kazanacak, bunu bile bilip girenler için söylüyorum. Son tahlilde kârın zirvesinin garibanların buraya gelmesi olduğunu biliyorsunuz siz. Yani siz paranızı alıp çıktığınızda 1.000 sene bu fonda dursa o değeri bulamayacak hisseleri birilerinin üstüne boca edip gidiyorsunuz, utanmıyorsunuz siz. Bunu da kendi durduğunuz yerde "kimsesizlerin kim, garibanların hamisi, milletin hizmetkarı" falan laflarıyla ucunu da Türkiye Yüzyılı'na getirmişsiniz. Türkiye Yüzyılı bu denetimsizlikle inşa edilemez. Bu hesap verilemezlikle inşa edilemez. Türkiye Yüzyılı bu adaletsizlikle, bu israfla, bu şatafat düşkünlüğüyle, bu etrafınızdaki herkese bulaşmış para kazanma azgınlığıyla inşa edilemez. Milletinizi zengin edecektiniz, kendiniz zengin oldunuz. Milletinin fakirlik yaşamayacağı bir ülke hayal ediyordunuz, hiç fakirlik yaşamayacaksınız, 1.000 sene fakirlik yaşamayacak kadar para biriktiriyorsunuz. Ne güzel dünya!
Siz zengin olmak için yola çıkmadınız, siz milletinizi zengin etmek için yola çıktınız. En son vergiydi, cezaydı millet bunların hepsine alıştı. En son baktınız ki milletin artık para kazanma umudu kalmamış, ev alma ihtimali kalmamış, çocuklarını evlendirme işi zora girmiş; insanlar ellerindeki son 3-5 kuruşla para kazanma hevesine düşmüşler. Anlamışlar ki artık bu çalışarak olmayacak. Artık bu maaştan olmayacak. Artık bu ticaretten olmayacak, ne olacak? Borsadan, fondan... Milletinizi para kazanma hevesine düşürecek kadar fakirleştirmişsiniz. En son fakir bıraktığınız milletinizin umudunu da çalmışsınız. Son umutlarıyla paralarını yatırdıkları fonu dolandırmışsınız yahu!
Şimdi son ricamız şu: Mümkünse bu işe bulaşanlardan hesap sorar mısınız lütfen? Partinizi kurtarın. Sistemimizi kurtarın. Yani AK Parti'yi ismiyle müsemma mı yapmak istiyorsunuz? Listeyi açıklayın efendim. AK Parti gerçekten ak bir parti mi olmak istiyor? Listeyi açıklayın efendim. Kendinizden bulaşanlardan hesap sorun, aklanın! Muhalefete diyorsunuz ya "Aklanın", siz de aklanın. Efendim sistem mi kirlendi, sistemi de aklayalım. Milletin bahtını karartmayın. Madem siz milletin bahtının akısınız, görelim bakalım ne kadar aksınız. Açıklayın listeyi. Listeyi açıklayın, bütün detaylarıyla paylaşın. Bu süreci kapatarak yönetemezsiniz. Fon meselesi böyle."





